|
| BASINDAN
Ankara'da baharın ilk şenliğini hep ODTÜ düzenler. 1966'dan bu yana -politik ortam elverdiğince- sürekli olarak yapılan bu şenlik otuz yıllık bir birikime ulaştı. Bu yıl 21-30 nisan tarihleri arasında yer alan Şenlik'95 bir Türkiye üniversite tiyatroları buluşması niteliği taşıyor. Bahar çiçekleriyle bezenmiş kokulu açık alanlarda, kuş sesleri eşliğinde yapılan -saatler boyu sürebilen- söyleşiler ya da oyun tartışmaları ,kapalı salonda sunulan oyunların ayrılmaz bir parçası..... On altı topluluktan on dokuz oyun sunuldu bu yıl.Uyumsuz tiyatro örnekleri ağırlıktaydı. Bartın'dan Samsun'a,Bursa'dan İzmir'e pek çok kentin gençlerinin çalışmalarının sergilendiği şenlikte ancak dört oyun izleyebildim, ama söyleşiler boyunca tüm öteki t oplulukların da tiyatro adına ne çok düşünce ürettiklerini, ne çok ürün verdiklerini öğrendim. Söz gelimi, İstanbul Üniversitesi İktisat Sahnesi'nin, çıkardıkları sergi ve sahnelemiş oldukları on dolayındaki oyunun broşürlerine verdikleri emek, çoğu toplulukların sundukları yapımlar bağlamında yaptıkları araştırmanın yoğunluğu bir kez daha şaşırttı beni.
Profe syonel tiyatrocuların uğraş alanlarında bu kadar ilgili olup olmadıklarını kendi kendime sormadan edemedim... ODTÜ Oyuncuları'nın sunduğu iki oyundan ilki Jean Genet'nin 'Hizmetçiler'i. Şu anda Ankara Devlet Tiyatrosu'nda da sunulan 'Hizmetçiler'in ODTÜ yapımını Hakan Milli yönetmiş, üç kadın oyun kişisini üç erkek oynuyor. Kırmızı fon önünde boş sahnede sergilenen oyunun tüm araç gereci bir salıncak, bir giysiler askısı, iki tabure vb. İki hizmetçi erkek uşak kılığında; yalnızca bayanı oynadıklarında kadın kılığına giriyorlar. Bayan ise baştan so na kadın giysileri içinde canlandırılıyor. Sınıf bilincinin yok olmasıyla yüzleşilen 'yokoluş'un cinsel kimliğinin 'yokoluş'uyla görüntülendiği, erkek oyuncunun kadın oyun kişisini yansılarken, profesyonel sahnede görmeye alıştığımız eşcinsel oyunculuk klişelerine hiç yüz vermeden, özgün bir yoruma yönelmesi, kadın oyun kişisini erkek oyuncunun canlandırmasıyla kendi kendine oluşuveren grotesk boyut... Genet tiyatrosuna denk düşen bi r deneysel yaklaşım... ODTÜ Oyuncularını, şenliğin ve belkide ODTÜ'de yazılan amatör tiyatro tarihinin en parlak gösterisini Bülent Acar'ın yönettiği 'Godot'yu Beklerken'le oluşturdu. Yoğun kılı kırk yaran bir metin çalışması ve aylarca süren zorlu bir sahne çalışmasının sonucu nda ortaya çıkan yapımda Türkiye'de ilk kez 'hareketli'bir 'Godot' yorumu sunuluyor. Tıpkı Beckett'in öngördüğü gibi
trajik bir fars... Oyunun çeşitli çevirmenlerinin ürünlerinin bir arada
kotarılarak oluşturulan metinde olağanüstü bir tiyatro Türkçesi yansıyor.
Dört oyun kişisi -yine Beckett'in öngördüğü gibi gösteri oyuncuları (sirk,
müzikhol) kimliği içinde- insanoğlunun yeryüzündeki anlamsız tutsaklığını,
düşünsel ve dürtüsel yaklaşımlarını Godot'yu beklerken oynadığı oyunları,
insanın sonsuz gece-gündüz döngüsü içinde, amansız bir çaresizlikle sürdürdüğü
iç yaşantıyı hızlı bir güldürü kurgusu içinde yoğunlaştırarak yansıtıyor.
Müthiş bir doğallıkla yoğun bir teatrelliğin iç içe geçtiği çok parlak
bir yorum... İki saati aşan yapımı coşkuyla izlerken bir yandan Beckett'in
insanoğlu bağlamında dile getirdiği acıyı soluk soluğa yaşıyor, bir yandanda
son derece devingen, ustaca(Bülent Acar bir 'usta' artık) kotarılmış bir
tiyatro olayının paylaşıcısı oluyorsunuz. Türkiye'de 'Godot'nun en önemli
yorumlarını sunan Muhsin Ertuğrul ve Asaf Çiyiltepe'yi dü şündüm hep,
oyunu izlerken. Acar'ın çalışması belki de biraz şaşırtırdı onları. Yine
de büyük bir övünç duyacaklardı kuşkum yok... EVRENSEL KÜLTÜR
İstanbul Şehir Tiyatroları 'Gençlik
Günleri'nde bu yıl birçok niteliksiz gösteri art arda sıralanırken, Ankara'dan
her yıl bu etkinliğe katılarak sanat alanına değişik renkler katan ODTÜ
Oyuncuları yine nitelikli bir Brecht yorumuyla, yazarın ünlü 'Üç Kuruşluk
Opera'sıyla katıldı. Oyun; dilencilerin, fahişelerin kol gezdiği bir kentte
dilenciler kralı ile sustalı Mac'in kapışmasını konu alıyor. Bu kargaşa
ortasında polisin tutumunu ironik bir dille irdeleyen 'Üç Kuruşluk Opera',
burjuva ahlak anlayışından değer yargılanıra ve ilişkilerine dek tüm bir
sistemin nasıl bir 'alınır satılır'lık üzerine oturduğunu vurguluyor.
Dünya tiyatrosunun Klasikleri içinde anılan oyunu; yalın bir Üslupla ele
alan topluluk, öncelikle bir Brecht oyunu kopyası yerine farklı bir yöntemle
onun önermelerinden yola çıkan bir sahleneme biçimini izleyicilere sunuyor.
Sahnede özellikle müzikallerde kendini gösteren oyuncu 'show'u yerine
sınıfsal jestlere dayalı bir oyunculuk biçeminin incelikli örneklerini
sergileyen topluluk, özellikle 'Düğün Sahnesi', 'İdam Sahnesi' gibi epi
zodlarda dek sergilenmiş kimi profesyonel örneklerin çok ötesinde bir
düzeyi yakalı yor. Oyunu Abdullah Cabaluz yönetmiş. Brecht'in 'Beş Paralık
Roman'ı ve oyun üze rine çeşitli dönemde kaleme aldığı yazıları inceleyerek
uzun bir dramaturji çalışması yaptıklarını anlatan Cabaluz, kimi sahnelerin
altını çizebilmek için özgün yara tımlara başvurduklarını belirtiyor.
Mac'in gözaltına alındığı Emniyet Müdürlüğü bi nasında karşılaşan eşi
ve sevgilisinin aralarında başlayan tartışmanın, bir tenis maçına dönüşmesi
gibi ilginç yaratımlara oyunu işleyen Cabaluz, özellikle, bir Özel Tim'e
dönüşmüş polis örgütü yorumuyla da günümüze ilginç göndermelerde bulunuyor.
Oyunda tüm kadro başarılı bir uyum oyunculuğu sergilerken özellikle Polly'de
Aybeniz Ece Cinkılıç, Mac'de Bülent Dedeoğlu, Kaplan Brown'da Levent Öztürk
ve bay ve bayan Peachum'da Murat A. Aydın ve İmra Dinçer öne çıkan oyuncular.
ODTÜ Oyuncuları bu sezon sergiledikleri 'Üç Kuruşluk Opera' ile amatör
tiyatroların önüne önemli bir yapım örneği koyarak tiyatro alanında alternatifi
yaratmanın yolunun nitelikli yapımlardan geçtiğini vurguluyorlar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Orta Doğu Teknik Üniversitesi Tiyatro Kulübü Sevgili Dostlar, 18 Mayıs 1997, Cumartesi günü kulübünüzün “Üç Kuruşluk Opera” isimli müzikli oyununu keyifle izledik. Son derece mükemmel tasarlanmış, yönetilmiş ve oynanmış bir oyunu izlemenin mutluluğunu yaşadık. Oyun bittikten, sizler otobüslerinize binip gittikten sonra burada kalanların kafalarında türlü sorular dolaşmaya başladı 1. Daha dekoru kurmaya geldikleri bir gece öncesinden başlayan ve oyun bitip de kamyona son dekor parçası yerleştirilinceye kadar devam eden bu ekip disiplini nasıl sağlanabilmişti?2. Herkes Ankara’ya dönüş yolculuğuna başlamadan tam önce, iki kız, bir erkek üç genç arkadaşın ellerinde torbalarla kulis kantinine gelip çöplerini toplamaları, o mekânı buldukları gibi bırakmalarını sağlayan “iç güdü” toplumumuzun tü m kesiminde vardı da biz mi bilmiyorduk, yoksa bu da ekip disiplininin, ODTÜ Tiyatro Kulübü geleneğinin bir parçası mıydı? 3. Oyunun ana dekorunu oluşturan metal platformu kurarken, ses düzenini, müzik aletlerini, ışıkları hazırlarken bu son derece verimli koşuşturma, ama bir sessizlik; bu nasıl gerçekleştirilebilmişti? 4. Oyunda eşlik eden orkestranın şarkıların sakin veya gürültülü bölümlerine göre volümünü son derece yetkin bir şekilde ayarlayabilmesi Türkiye’de bunu gerçekleştirebilmenin mümkün olabileceğini mi anımsatıyordu bizlere? 5. Yine orkestranın parçası bitince eller, vücut nerede kalmışsa, bir sonraki müzik parçasına gelinceye kadar öyle durabilmek, yani aşağıda oynanan oyundan sahne çalmamak bilinci kendiliğinden mi oluşmuştu? Böyle bir bilinçte olan insa nlar var mıydı? 6. Kuliste provalar sırasında veya oyun sırasında antrelerini bekleyen o temiz, çekingen genç oyuncuların sıraları geldiği zaman sahneye fırlayıp örneğin randevu evi sahnesini canlandırırken hepsinin birer ‘canavar’ kesilmelerini, roll eri bitip, yerlerine geri döndüklerinde de yine eski çekingenliklerine dönmelerini izledik. Sahne üzerindeki bu değişimlerini -profesyonellere benzeri bir heyecanı en azından oynamalarını salık verdiğimiz- sağlayan hangi bilinçti?
Böyle nitelikli gençleri sahnede görmek, yine salonu hınca hınç dolduran aynı derecede nitelikli gençlerin de oyuna son derece sağlıklı reaksiyonlar vermelerini izlemek bizi şu karamsar günlerimizde yine umu tlandırdı. O kadar da yalnız olmadığımızı anımsattı bizlere... Genler canlılarda fizyolojik benzerliklerin, olaylar karşısında olması gereken (içgüdüsel olarak kodlanmış) reaksiyon kalıplarının nesilden nesile aktarılmasını sağlar. ODTÜ Tiyatro Kulübünün bu işe başladığı 1960’lı yıllardan beri aradan geçen 30 küsur yıllık süre içerisinde çalışmaların düzenli bir şekilde sürdürülebilmesi, birikimlerin dönem dönem birbirine aktarılması, tıpkı gen örneğinde olduğu gi bi nesilden nesile bir kültür aktarımının gerçekleşmesini sağladığına inanıyoruz. Bu işe gönül veren tiyatro kulübü idarecileri, yönetmenleri kadar, Üniversite üst düzey yöneticilerinin de takdire layık olduğunu düşünmekteyiz. Ne güzel düşünmüşler, bu kulübü eğitim politikamızın çakıl taşlı yollarında yaşatmayı, kaza nılan değerleri kaybetmemeyi başarabilmişler. Düşünüyoruz da... şu ODTÜ Tiyatro Kulübü’nde gerçekleştirilen kültürün nesilden nesile aktarılarak çoğaltılması, geliştirilmesi Türkiye Platformuna taşınabilseydi... “Az zamanda ne çok işler başarırdık”... Gelecek yıllarda yine buluşmak umuduyla, teşekkürlerimizle,
|
|
|